Hackerın İsyanı: FETÖ sahte delille mahkum ettirdi

89 yıl hapis cezası alan hacker Mustafa Aydın, ABD’ye iyilik yapmak isteyen FETÖ’cülerin ürettiği sahte delillerle mahkum edildiğini iddia etti.

FBI’ın dünya genelinde yürüttüğü Dark Market operasyonu ve hakkındaki diğer suçlamalar nedeniyle Antalya’da 2009 yılında yakalanan ve 89 yıl hapis cezası alan Mustafa Aydın, cezaevinden yazdığı mektubunda, Türkiye’de suç işlemediği halde uydurma dijital deliller nedeniyle ceza aldığını iddia etti. Mustafa Aydın, FBI tarafından yürütülen Dark Market operasyonunda, 2008 yakalanan Çağatay Evyapan’la birlikte çalışıyordu.

‘SONRADAN EKLENDİ’

Dark Market operasyonu kapsamında da aranan ve hakkında farklı suçlamalar bulunan Mustafa Aydın, 23 Haziran 2009’da Kuşadası’nda yakalandı. Hakkındaki 4 davanın birinden 89 yıl ceza alan Mustafa Aydın, kendisine yöneltilen suçlamaların sahte delillerle yapıldığı iddiasında bulundu. Aydın, cezaevinden yazdığı mektubunda; “Bunların bilgisayarlarına da el konulmuş, her birinin bilgisayarına da beni işaret edecek şekilde deliller serpiştirilmiş ve örgüt lideri yapılmışım. Fakat Allah’tan ki bunlarda amatörce. Sonra eklendiği kanıtlanabiliyor.” iddiasında bulundu.

YARIM KALAN MEKTUP…

Mustafa Aydın, daha önce yargılandığı davalara ilişkin 2015 yılının Aralık ayında mektup yazacağını belirtmiş ve yarım kalmış bir mektup göndermişti. Aydın, 11 Ağustos’ta gönderdiği mektupta, kaldığı cezaevinde FETÖ/PDY üyesi kamu görevlilerinin kendisine zorluklar yaşattığını ve bu nedenle mektubun devamını yazmadığını aktararak, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası bu kişilerin görevden uzaklaştırılması ile kurulan komployu anlatmak isteğini belirtti.

FETÖ ve ABD’nin hedefi olduğunu iddia eden Mustafa Aydın mektubunda şu ifadeleri kullandı; “2008 yılından beri bu yapıyla, Jitem’le olan ilişkim ve ABD ekonomisine potansiyel tehdit oluşturduğum sebebi ile HEDEFTİM. Zaten operasyonlar da bu kapsamdaydı. Her iddiamı da delillerini KESİN OLARAK SUNMA KAYDIYLA ilerleyen süreçte açıklayacağım. Hatta savunmama ilişkin bazı belgeleri de size yollayacağım. Fakat cezaevlerinde bu yapıyla doğrudan problem yaşamam 2011 yılında KOM’un (-ki bu yapı meşruiyetini halk ve hükümet nezdinde korurken) sahte deliller oluşturulduğunu suç işlemiş normal kartçı grupların liderlerinin el koyulan bilgisayarlarına, benim ofisimden el konularak alınan bilgisayardan fotoğrafların yüklenmesi suretiyle (birine resim, diğerine 2 numaram, diğerinin bilgisayarına da adımın yazılı olduğu txt dosyaları oluşturularak) beni bu gruplarla ilişkilendirilip, BU KİŞİLERİN İŞLEDİĞİ SUÇLARDAN ÖRGÜT LİDERİ OLARAK CEZALANDIRILMAMI SAĞLADIKLARI gerekçesiyle Kırıklar 1 Nolu F tipi yüksek güvenlikli cezaevinde yatarken İZMİR CUM. Başsavcılığına suç duyurusunda bulundum.”

Aydın, şikayeti sonrası Başsavcılığın konuyu takip ettiğini ancak, savcının kısa süre içinde değiştirildiği ve yeni gelen savcının dosyayı kapattığını belirtti.

AYNI EMNİYET AMİRİ!

2008 yılında dünya genelinde 60 tutuklamanın yapıldığı ve FBI merkezli yürütülen Dark Market operasyonunda ChaO takma adlı Çağatay Evyapan ve sonrasında da Maydın takma adını kullanan Mustafa Aydın tutuklanmıştı. Hackerların bir araya geldiği Darkmarket.ws adlı siteye sızan FBI Ajanı Keith Mularski ile o dönem KOM Daire Başkanlığı Ankara Bilişim Sistemleri Şube Müdürlüğü’nde görevli Emniyet Amiri Bilal Şen birlikte çalışmışlardı.

10 Temmuz 2016’da Odatv.com’da  Mert Taşcılar imzasıyla yayınlanan habere göre Bilal Şen’in adı bilgisayarlara uzaktan erişim imkanı sağlayan bir programın satın alınmasında geçiyor. “Türk polisi bilgisayarınıza nasıl girdi” başlığıyla yayınlanan haberde şu ifadeler kullanıldı; “Odatv sızan belgelerle açıklıyor! Kumpaslar böyle mi kuruldu… Türk Polis Teşkilatı’nı, HackingTeam belgelerinin hacklenmesiyle saran bilişim skandalı aralanıyor. Ortaya saçılan belgelere göre; Emniyet Genel Müdürlüğü Bilişim Şubesi’nden başını Emniyet Amiri Bilal Şen’in çektiği bir grup komiser ve memur, bazı kişileri takip etme ve bilgisayarlara “uzaktan delil yükleme” operasyonlarına imkan sağlayan“Remote Control System” denilen programı satın aldı. Wikileaks’in yayınladığı İngilizce binlerce e-mail ve belgelere göre, Emniyet Genel Müdürlüğü Bilişim Suçlarıyla Mücadele Şubesi’nde görevli Emniyet Amiri Bilal Şen ve Hacking Team’in CEO’su David Vincenzetti arasında aylar süren e-posta trafiği oluyor. Mesajlaşmalar daegm.gov.tr kurumsal mail hesaplarından gerçekleştiriliyor. Mesajlaşmalar Bilal Şen’in ekibiyle Vincenzetti’nin ekibi arasında da sürüyor.

Çoğu görüşme birebir toplantı ayarlamaya ve Milano’ya yapılacak ziyareti organize etmeye yönelik olsa da 2011-2015 arasında gerçekleşen bu mesajlaşmalar sırasında Türk tarafı“Remote Control System”i satın almak istediğini HackingTeam’e iletiyor. Wikileaks belgelerine göre uzun süre fiyat alma, programda ön uygulama yapma konuşmaları yapılıyor.

Bu uygulamayı satın almak için verilen para 594 bin 718 dolara kadar çıkıyor. Belgelere göre Türk polisler, paranın Singapur üzerinden faturalandırılmasını talep ediyor.” Odatv’nin haberinin tamamını okumak için TIKLAYIN http://odatv.com/turk-polisi-bilgisayariniza-nasil-girdi-1007151200.html

FBI KARMAŞASI!

Türkiye’de Çağatay Evyapan ve ekibine yönelik yürütülen operasyon sonrası İstanbul Bilişim Suçları ve Sistemleri Şube Müdürlüğü operasyonda herhangi bir dış destek olmadığını ve kendi imkanlarıyla yaptıklarını bildirmişti. Türkiye’deki bir bankanın hesaplarının boşaltılması üzerine yürütülen bir soruşturma üzerinden giden dosyanın savcısı Cüneyt Şaylı da o dönem, operasyonu Türk polisinin kendi imkanlarıyla yaptığını söylemişti.

Ancak, DarkMarket operasyonunda FBI ile Türk polisi arasında yapılan işbirliğini hem Ankara’daki polis amiri Bilal Şen hem de FBI yaptığı yazılı açıklamada teyit etmişti.

Mustafa Aydın’dan 9 Aralık 2015 tarihinde bir mektup yazdı. Hakkında açılan davalarda hukuksuzluklar yaşandığını içeren ancak yarım kalmış bir mektuptu. Mektubun devamı 9 Ağustos 2016’da geldi. Neden mektup yazmadığına dair bir açıklama da vardı.

Mustafa Aydın, mektubunda özetle, sahte delillerle mahkum edildiğini, bunu ispatlayabileceğini ancak ispat için hukuki yolların tıkandığını yazmıştı. Bu mektuptaki birkaç konuya ilişkin sorulara gelen cevaplar, Mustafa Aydın’ın kendi eklediği sorular  ve 6 Ekim 2016’da ulaşan mektubun tamamı şöyle:

                               Sorular Ve Cevaplar

#Darkmarket operasyonuyla ilgili davadan yargılandın mı? Bu davanın akıbetiyle ilgili bilgin var mı?

– Hayır yargılanmadım. Hiçbir dava dosyamda Darkmarket’le ilgili tekbir satır dahi yoktur, Darkmarket ile ilgili Türkiye’de açılmış bir davada yoktur. DM faaliyetleri sebebiyle Türkiye’de hiç kimseye bir suçlama yöneltilmemiş ve dava da açılmamıştır. Buna Çağatay Evyapan da  dahildir.

Şaşırmış olabileceğinizi biliyorum. AMA DARKMARKET SEBEBİYLE RESMİ OLARAK  TÜRKİYE’DE HİÇBİR TAHKİKAT VEYA YASAL İŞLEM YAPILMAMIŞTIR.

İşte başından beri anlatmak istediğimiz olay da budur. Tüm diğer cevaplar bu sorunun altında gizlidir.

#Darkmarket sebebiyle resmi olarak nasıl ve neden soruşturma yapılmamıştır?

Chao operasyonunda KOM ısrarla bu operasyonun FBI  ile hiçbir ilgisinin olmadığını açıklamış. Hatta gayri resmi  görüşmelerinizde de sizi bu konuda ikna etmeye çalışmıştı.

Buna karşın FBI  ajanı Keith Mularsky . Türk polisi KOM ile işbirliği içinde olduklarını. Hatta Kom’dan  bir müfettişin  Pelsinvanya – Pittsburgh’da  üç ay boyunca kendi birimi altında çalıştığını  açıklamıştı. Ayrıca FBI Darkmarket operasyonuyla ilgili  Türk polisi Kom ile işbirliği içinde  olduğunu resmi olarak açıklamış ve “mükemmel  bir iş birlikleri olduğunu söyleyip” teşekkür etmişti.

-Kom’dan bir yetkili, beni Chao’nun yakalanmasından bir yıl sonra tutuklandığında. Davamla HİÇBİR İLGİSİ FİİLİYATTA OLMADIĞI HALDE. Chao’nun suç işlerken çekilmiş kamera görüntülerini izletip. Operasyonu tamamıyla kendilerinin yaptığına beni ikna etmeye çalışmıştı. (Davasıyla fiiliyatta hiçbir ilgisi olmayan başka bir suçluya. Bir yıl önceki operasyonla ilgili brifing verilmesi. Sanırım dünya tarihinde bir ilktir. )

-Bana karşı yapılan operasyonlarda ve dava dosyalarımda, bilgisayar kullanma yeteneklerimden, yaptığım futbol geyiklerine, abimin avukatıma hediye muz götürmesine kadar her türlü suça konu olmayan  bilgi varken DARKMARKET’le İLGİLİ TEKBİR SATIR BİLGİ DAHİ HİÇBİR DOSYADA YOKTUR!

NEDEN?

# Kom’da  Kimler Sahte Deliller Oluşturdu?

Yukarıdaki  “neden? “  sorularının cevapları ve daha önce yolladığım mektuplardaki bilgileri bir araya getirdiğinizde  cevap esasen ortaya çıkıyor.

Benim Darkmarket’teki  faaliyetim daha  çok servislerim ve birebir ilişkilerim üzerindedir. VPN  (Virtual private network) ve Checker  servislerim. Özelikle VPN hizmetim, zira hem  ShadowCrew tecrübesi  hem de sonradan yapılan operasyonlarda görülmüştür ki VPN’leri  kontrol altına alamazsan, sadece sanal karakterlerin işlediği suçların izleyicisi olursun. Onun  gerçek kimliğini ve fiziksel konumunu bulmak, iğneyle kuyu kazmak kadar zordur. Ama VPN satmak yasal olarak SUÇ DEĞİLDİR. BANA BUNUN İÇİN DOĞRUDAN BİR SUÇLAMA YÖNELTİLEMEZ. Ben sadece teknolojik olarak güvenlik ve mahremiyet isteyen insanlara bu hizmeti sunuyorum. Oradan ne yaptıkları onların sorumluluğundadır. Fakat bu operasyonu tehlikeye attığım ve HEDEF OLDUĞUM gerçeğini değiştirmiyor. En azından ABD çıkarlarını  gözetiyorsanız.

Türkiye’de hedef olarak gördüğünüz birilerini ETKİSİZ HALE GETİRMEK İSTİYORSANIZ. Fakat ona doğrudan da resmi olarak devletler aracılığı ile bir suçlama yöneltemezsiniz  ne yaparsınız? Bu hedefin hangi devlette olduğuyla ilgili bir konu. 3.Dünya ülkelerindeyse hedefiniz, gider alır mahkemeye dahi çıkarmadan istediğinizi yaparsınız. “Roman VEGA”nın durumu gibi. Ama eğer Türkiye gibi nispeten daha güçlü bir ülkede iseniz. Bu durum o kadar kolay değildir. Yapılamaz demiyorum ama  bunun için siber suçtan daha fazlası gereklidir. Ayrıca hükümetler arası bir sürü kağıt işi vs.

Bu  noktada ABD’nin Türkiye’deki  Resmi ve Meşru Devletten Ziyade Paralel  devlet yapılanmasıyla olan  müttefikliğinin güç olduğunu  sanırım bilmeyen yok. FBI bu noktada özel servisin desteğiyle Türkiye ayağını paralel müttefikleriyle yürütmüştür.  Burada şu noktayı belirtmeliyim, FBI buradaki tüm operasyonun başında filan değildir. Ama birlikte çalıştıkları bu davada PDY, FBI’a  bir iyilik yapabilmenin mutluluğuyla, KENDİ YÖNTEMLERİYLE  ABD’li dostların bu sorunlarını çözmüştür. Zaten Emniyet ve Yargıdaki etkinlikleriyle ve malum metotları ile çok da zor olmadı onlar için.

Daha da somutlaştırarak isim isterseniz. Bu operasyonun organizasyon ve talimatlarını. “Yakup Saygılı”nın yaptığını, İstanbul Volendeki  operasyonu yürütenin de “İ.K” olduğunu değerlendiriyoruz. Tersten dosyalar ele alınırsa, isim isim de somutlaştırılabilir.

#Şuan bu kişiler ne yapıyor?

Yakup Saygılı’nın kaçak olduğunu biliyoruz. 2008-2009 yılları arasında İZMİR ve İSTANBUL KOM, Mali Şube, Bilişim Şubenin hemen hemen tamamının BU YAPI MENSUBU OLDUĞU DÜŞÜNÜLÜRSE. Şuan kaçmış, tutuklu, ya da açıkta olmalıdırlar. Fakat isim isim soruşturmak ve suçlarıyla ilgili işlemler yapmak savcılığın görevi.

#Delillerin sahte olduğuna dair kanıtlar var mı?

Elbette hatta şöyle ki işlediklerini bildiğim suçların bazıları hakkında. Sırf elimde somut delil olmadığından bahisle kendileri hakkında o suçlarla ilgili suçlamalarda bulunamadım. Sadece kanıtlaya bileceğim suçlarla ilgili konulara dilekçelerimde yer verdim. Ki öyle amatörlükler yapmışlar ki. (ya da güçlerine öylesine güvenip keyfilikle hareket etmişler ki)  Detaylı bir inceleme ile her şeyi açıkça kanıtlandırabiliyorsunuz. Genel itibariyle tutumları şu yönde. Teknik takip, muhbir vb. yöntemlerle. O dönem suç işleyen ve takipte olan kartçı gruplara, sahte delillerle beni omurga ederek, Bu kişilerin suçlarından dolayı benim sorumlu tutulmamı sağlayarak cezalandırtmak!  Bu yöntemle de beni etkisiz hale getirmek. Geçmişinde suç kaydı olan beni de birkaç ufak ayarlama ile bunların başına yerleştirmek oldukça kolaydı. Tek sorun benim yerimin tespit edilmesiydi ki, onu da bir buçuk yıl sonra başardılar. Bu sahte delillerle ilgili birkaç örnek vermeden önce şunu da belirtmek istiyorum.

Düşünün 2009 yılında tutuklandığımda tam altı tane tutuklanmam çıkarılmıştı. Dört tane farklı suç örgütünün lideri ve yöneticisi olmaktan ayrı ayrı yargılandım. Ve bu suçlamaların  HİÇBİRİSİNDE, benim  işlediğim iddia olunan veya bana ait olan bir suç / kanıt ortaya konulmadı. Medyada da isnat ettiğiniz suçların tamamının, dosyadaki diğer sanıkların suçları olduğunun altını çiziyorum.

#Sahte delillerle ilgili birkaç somut örnek

Var olmayan mail adresinde suç unsuru görmüşler .

Hiç var olmamış, teknik  açıdan VAR OLMASI MÜMKÜN DAHİ OLMAYAN. “alp.maydin@hotmail.passport.com” mail adresiyle ilgili Kom tarafından yazılan yazıyla. Mustafa AYDIN’ın bu mail adresi üzerinden “SUÇ UNSURU GÖRÜŞMELER YAPTIĞI” söylenip üç aylık dinleme izni alınmış. Daha sonra “SUÇ UNSURU GÖRÜŞMELERE DEVAM ETTİĞİ” gerekçesiyle tutanak düzenlenip. Toplamda yedi kez ve bir yıl boyunca olmayan mail adresini izlemişler. Bir yıl sonra “Emniyet müdürlüğümüzde bulunan sisteme hiçbir ileti gelmemiştir” diye tutanakları tutmuşlar. Dosyada tek bir suç unsuru mail yok, hatta hiçbir mail yok. Ama otuz sayfaya çıkan izin talebi var. Kom talep etmiş savcılık “sözde” incelemiş ve mahkemeye yollamış ve mahkemede “sözde” inceleyip izin vermiş.

Daha da garibi bu izni olup kendi olmayan maillerle ilgili 89 yıl hapis cezamda, deliller kısmında, gerekçeli karardaki dayanaklardan biri olarak bulunuyor. Yani olmayan mail adresindeki, olmayan suç unsuru görüşmeler. Benim suçumun  delillerinden biri. Buyurun isterseniz bir avukat gönderip baktırın. Şimdi bu derdinizi siz kime anlatabilirsiniz. Mahkeme dinlemiyor, Yargıtay incelemiyor. Tüm dosyada zaten bunların yekününden oluşuyor. Devam edeyim.

-Şüpheliler gözaltındayken bilgisayarına  sahte delil yerleştirme.

Aynı davada suç işlemiş üç grup mevcut. Bunlar gözaltına alınmış. Beni ise bulamamışlar firarım. (Jitem olayını da açıklayacağım) “16,04,2008 tarihinde yapılan çalışmalar sonucu Kütahya ilinde yakalanan Fatih BARIN’ın  ele geçirilen diz üstü bilgisayarında. Yeni belge5. Txt belgesi’nin içinde örgüt lideri Mustafa Aydın’dan alındığını gösterir Mustafa Aydın’ın takma adı olan Maydın ibaresinin ilk satırda kayıtlı olduğu ve altında sahte kredi kartı numaralarının bulunduğu “. Bu şekilde bir rapor düzenlenmiş.

Fatih BARIN 14.04,2016 (Editörün Notu: Tarih sehven 2016 yazılmış olabilir. Muhtemelen 2008) günü, yeni söylenildiği ve raporda yazdığından iki gün önce göz altına alınmıştır. Üst arama tutanağı, sağlık raporu, Emniyet kayıtları ve dosyada bulunan tüm diğer evraklarda  bu durum sabittir. Bu benim lakabımın yazılı olduğu belgenin yaratılma tarihi. Yani “time stamp”larına bakın. “14.04.2008” tarihini göreceksiniz. Yani şahıs gözaltındayken bu dosyada işlem yapılmıştır! Sizde biliyorsunuz ki benim nick name’im 2007’den sonra “the.myd” olarak değişmiştir. Beni icq vs.’den tanıyan herkes bu lakabımla bilir. Maydın’ı kullanmıyordum. Bu mahlasım nasıl oldu da bu şahsın bilgisayarına yazıldı?

Dahası diğer belgelerde bu Fatih BARIN’ın kredi kartı satışı yapan Rus sitelerinde özel hesap şifreleri ve linkleri. Konuşma logları hatta Rusya’ya para göndermelerine ait Western Union  dekont kayıtları çıktı. Bu şahısta ifadesinde beni tanımadığını belirttiği halde. Bu şahsın işlemiş olduğu suçlar nedeniyle, buna kart temin etmekten 24 yıl hapis cezası verildi. Delillerini de yolluyorum!

-Diğer bir sanığın bilgisayarına aynı şekilde, abimin  ofisinden el koydukları bilgisayarlarda bulunan. Yalnız başıma çekilmiş resmimi yüklediler. 13,5 yıl da bu resim sebebiyle. Onun suçlarından ceza aldım. Onun suç ortağı da tespitliydi ve hangi acenteden kartları temin ettiğini dosyayı araştırarak tespit etmiştik. Suç ortağı olan ve kartları veren kişiyse beraat ettirildi. Trajikomik şekilde hakim onun beraat kararını tüm delilleriyle suçunu polis yerine ben ortaya koyduğum için başını öne eğerek verdi.

– Yine aynı şekilde Mehmet USLU diye bir sanık, tüm suç ortaklarını itiraf etmiş, beş tane (ki üçünü ben geçmişten tanıyorum) suç ortağının adını vermiş. Kimsen hangi tarihte kaç kart aldığını ve kaç para verdiğini tüm safhalarıyla itiraf etmiş olduğu halde bu kişilerin hiç biri hakkında dava açılmadı, hatta ifadeleri bile alınmadı – ki hepsi sabıkalı suçtan. Bu şahısta ele geçen tüm kartlar sebebiyle 52 yıl hapis cezası verildi! Bunun daha da ilginç yanı şu ki Mehmet USLU 2005 yılında İlker K.’dan aldığını söylediği kartların (kullandıktan sonra evinde saklamış) 2007 yılında son kullanma tarihleri geçmiş fakat 2008 yılında yapılan operasyondan dolayı ben bu son kullanım tarihi geçmiş kartlardan bile ceza aldım.

Bu dijital delillerle ilgili yasalar (CMK) gereği el koyma işlemi yapıldığında, adli bilişim standardı olarak veri bütünlüğü korunsun diye bir kopyası alınıp, şüpheliye ya da müdaafine verilir. Ayrıca dijital mühürleme sistemiyle ”HASH” diğeri kayıt altına alınır, tutanağa geçirilir. KOM-Bilişim büro’ya soruyoruz; biz standart olarak her dosyada bu işlemi yapıyoruz diyor. Bizim dosyada niçin kopyalar verilmiyor, niye bu dijital mühre ait HASH değerlerinin tutanakları yok..

İhbar maili dediklerinin izini sürünce, emniyetten atıldığı çıkıyor. Delil dedikleri birkaç manüpilasyon –ki onlar bile amatörce. Yargılama dedikleri tiyatrodan ibaret. Benim 89 yıl hapis cezası aldığım davada, sekiz dakikalık bile savunma yapmama izin verilmedi. Hiçbir talebim dilekçeyle sunulan kabul edilmedi. Yargıtay zaten savunmamızın kapağını bile açmadı. Medyaya yansıyan kısmı siz biliyorsunuz. İşte tünel yargılama dedikleri şey bu! Ben TSK mensubu, bir futbol kulübü başkanı veya siyasetçi ya da yakını değilim. Nihayetinde de 7 yıldır yatıyorum. Muhtemelen hayatımın geri kalanını burada geçireceğim. Bu  gerçeği değiştirmek için elimden çok fazla bir şey gelmiyor. Daha önce de dediğim gibi onların akılları olmayabilir ama binlerce kolu ve bacağı var. Seni bulurlarsa alırlar ve dibe çekerler, bir kez ellerine geçtiğin zaman fazla bir alternatifin yoktur.

Bir kez esasında biraz yol alabilmiştim. Bu durumlarla ilgili bir suç duyurusunda bulundum. Oldukça yaşlı bir savcı (yaşıyorsa Allah uzun ömür versin, öldüyse Allah rahmetinden eksik etmesin) iddialarımı dinlemiş, esasında sözlü beyanlarımı da biraz mesafeli yaklaşmış, ama kanıtlarımı sununca çok şaşırıp hemen soruşturma açmıştı. 2012 yılıydı, ama ancak altı ay dayanabildi (İZMİR CUM. BAŞS. 2012/59722 SAY.SOR.) sonra dosya elinden alındı ve devralan savcı tek satırla gerekçe bile sunmaksızın dosyayı kapattı. 2012 yılında bu yapının gücü düşünüldüğünde çok bile sürdü aslında . Bugün bir şey değişir mi derseniz adalet şuan güçlünün hukukunu koruyan bir sistem. Her ne kadar FETÖ/PDY gücünü kaybetmişse de benimde gücümün sıfırlandığı gerçeği var. Son 10bin TL paramı da Ankara barosuna kayıtlı olan Av. Ş. C. Ö’ye vermiştim.  2013’ün sonunda 17/25 sonrası bir suç duyurusunun tekrar yapılıp delillerin toplanması vs. için. İki yıl boyunca bacağım sakat, yurtdışındayım vs. gibi bahanelerle parayı alıp TEK BİR DİLEKÇE BİLE VERMEDİ.  Geçen yıl şikayet ettim, hala bakanlıktan yargılama için izin verilmesini bekliyoruz. Tabi bu sırada onlarca kişiyi daha dolandırmış. Bir dosya fotokopisinin dahi 3.500 TL tuttuğu bir ülkede adalet arayışı da pek kolay değil.

#Jitem ile ne gibi bir ilişkin vardı ?

Ben hacker’lıktan carder’lığa geçmiş biriyim. Bilinenin aksine carder’ların çoğunun hacker’lıkla bir alakası yoktur. Hatta çoğunun temel bilgisayar kullanma becerisi dahi kısıtlıdır. Eğer kendinize bir mail hesabı açabilecek düzeyde bilgisayar kullanabiliyorsanız ve doğru kişileri tanıyorsanız carder olabilirsiniz.

Ben hacker’lıktan carder’lığa geçmiş daha sonrada carder’lara hizmet verecek şekilde hacker’lığa geri dönmüş biriyim. Benim zeroday exploitlerim, oldukça iyi bir yazılım paketim ve dedect olmayan trojanım vardı. 130 binden fazlada köle bilgisayarlarım mevcuttu. Bunlar bana günlük log göndermeye programlıydı. Bu logların içinde her türlü konuşma kayıtları, şifreler, klavye girişi yapılmış her tür işleme ait detaylar vs mevcuttu. Bu bilgisayarların tamamına da dosya erişimim mümkündü. Fakat “benim kız arkadaşımın facebook  şifresini hacklermisinden” ziyade bu iş sandığınızdan karmaşık ve zor bir iştir. Bu kadar yoğun veri trafiğiyle, antivirüslerle, serverlarla… vs ilgilenmek hem zaman yönetimiyle, hem de doğru veri bütünlüğüyle mümkündür. Bu köle bilgisayarlardan gelen bir günlük dosyayı okumanız 1 yılınızı alabilir. Hepsi text dosyası şeklinde olan bu klasörlerdeki veri yığınından normal metodla bir bilgi ararsanız bile saatlerce uğraşırsınız. Bunun için ben aynı google’ın kullandığı etiketleme mantığı ile dosyadaki verileri işleyen bir özel yazılım kullanmaktayım. bunu kendi kişisel google’ınız gibi düşünebilirsiniz. Sadece bilinenin aksine bunda özel yazışmalar şifreler hesaplar vs dökülüyor.

İşte bu köle bilgisayar ağlarımı oluşturan kaynak sitelerden bir kaçı PKK yanlısı sitelerdi. Buraların şifresini kırıp yazılımı enjekte etmiştim. O Siteye giriş yapmış olan (herhangi birşey indirmesine gerek yok, sitede 7sn kadar durması yeterli) köle bilgisayar ağlarımda PKK’ya ait bazı kişisel konuşma ve kamp bilgilerinin de dahil olduğu verilere ulaşmıştım. Bir tanıdığım vasıtası ile Kayseri Jitem’den irtibata geçtiğim (internetten) görevlilere istihbarat amaçlı bu verilerin tasnifi ve değerlendirilmesi için yolladım. Bu oldukça önemliydi zira onlarca saha elemanınızla aylarca toplayamacağınız kadar çok istihbarat verisi bir dosyayla alınmıştı. Ben bunu tamamen vatanseverlik ve vatandaşlık bilinciyle karşılık beklemeden yaptım. Fiziksel olarak benimle temas kurmaya çalıştılar ve onlar için çalışmamı da teklif ettiler fakat bunları kabul etmedim. Yalnız bazı teknik konularda onlara yine uzaktan yardımlarım oldu. Örneğin bir kafede oturan hedefin laptopuyla yaptığı işlemleri, bir minibüsten nasıl denetleyip izleyebilirler. Teknik donanımları, yazılımı, modifikasyonları vb konuları gibi.

Onlardan istediğin tek yardım ise 2008 yılında bu İZMİR-KOM tarafından yapılan operasyonla ilgili bir bilgi teyidi oldu. Operasyondan bir gün önce bana hacker dostum, internetten ulaşarak – Orhan Alper AYDIN diye bir kardeşin var mı diye sordu.  Şaşırmıştım, zira ne adımı nede abimi bilmesine imkan yoktu. Evet ne oldu deyince de abimin ofisinin adresini yazıp burası size mi ait diye sordu. Daha da meraklandım ve nereden biliyorsun dedim. – Yarın sana operasyon yapılacak. Alper’in ofisi de basılacak. Sana bir iyilik borcum vardı ödedim dedi ve offline oldu. Bu bilgiyi Jiteme sordum. Antalya’da ya da sana karşı bir operasyon gözükmüyor. Türkiye’de yarın sadece İZMİR bir operasyon yapacak ama kime karşı yapılacağını öğrenemedik dediler. Ben İzmir’i duyunca bu operasyonun bana karşı olduğunu anladım zaten. Mert’in bahsettiği haber aldığım ve İstanbul’a geçtiğim operasyon budur. PDY’nin operasyonlarıyla iyice etkisizleştirilen Jitem ile de bağlantım seyrekleşerek azaldı. Detayları var ama daha fazla da uzatmak istemiyorum. Ana hattı budur. Terörle mücadele ile ilgili konularda yardımlarımla kısıtlıdır.”

Mektup burada sona eriyor.

Antalya’da cezaevinde bulunan Mustafa Aydın ve Dark Market’in yöneticilerinden Çağatay Evyapan’ın yakalanmadan önce Haber7’de yazı dizisi halinde yayınlanan hackerlarla ilgili dosyanın geçmişi ise şöyle:

DARK MARKET OPERASYONUNUN GEÇMİŞİ

ABD’li bilgisayar uzamın Edward Snowden CIA (Merkezi İstihbarat Teşkilatı) ve NSA’da (Ulusal Güvenlik Dairesi) çalıştığı dönemde ABD’nin tüm dünyayı izleyen ve takip eden programlar ürettiğini, kendisinin de bu programları yazdığını açıklamıştı. Snowden’ın gazetelere gönderdiği bilgiler dünyada büyük yankı uyandırdı. Haziran 2013’te yapılan bu ifşaata göre ABD, tüm dünyadaki telefon ve internet trafiğini izliyordu. Buna devlet başkanları da dahil…

Siber istihbaratın önemini fark eden ABD’nin bu yönde yaptığı çalışmalar yavaş yavaş ortaya çıkarken, aslında bunu fark eden başkaları da olmuştu…

2008 yılında Türkiye’nin de içinde bulunduğu farklı ülkelerde FBI’ın yürüttüğü bir operasyon yapıldı; Dark Merket Operation olarak adlandırılan bu operasyonla dünya genelinde 60 kişi yakalanırken 2500 kişinin üye olduğu DarkMarket.ws adlı site kapatıldı. Bu sitenin yöneticilerinden biri herkesin saygı duyduğu Türk hacker ChaO’ydu… ChaO Dark Market operasyonu kapsamında Emniyet’in verdiği bilgiye göre 8 Eylül 2008’de Tuzla’da bir villada yakalanmıştı.

ChaO’yla yakalanmadan önce, Kier kod adını kullanan Mert Ortaç’ın kendisi hakkında ortaya attığı kart dolandırıcılığı yapıyor iddialarına cevap vermiş ve sanal alemde yürütülen mücadeleyi anlatmıştı.

O gün Türkiye’deki bir banka dolandırıcılığı üzerine takip ettiğimiz bu haber aslında ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gizli servislerinin takip ettiği, Türk hackerların içinde bulunduğu, büyük bir organizasyonun parçasıydı.

ChaO yani Çağatay Evyapan yakalanmadan önce Haber7.com’a verdiği röportajda önemli konulara değinmişti. Sanal alemde (scene) ABD ile mücadele ettiklerini, FBI, CIA, NSA gibi kuruluşların kullanımına sunulan teknolojileri ele geçirerek onları zor duruma düşürdüklerini söyleyen ChaO ayrıca, ABD’nin açıkladığı dünyadaki tüm şifreli verileri çözebilen teknoloji konusunda kendisinin bir çalışma yaptığını ve yaklaşık 13-15 milyon dolar maliyetle aynı teknolojiyi geliştirebileceğini iddia etmişti.

2008’de ChaO’yla yapılan röportajdan bir bölümü;

MICROSOFT’UN FBI VE CIA’LE İŞBİRLİĞİ

* “Düzeltilmek İstenmeyen” Windows açıkları:

FBI geçen sene sonu ve bu sene başında (2007-2008), kendilerinin online suçlarla mücadele için başkalarının bilgisayarlarını ele geçirmek için detect (belirlenemeyen) edilemeyen Trojan (Bilgisayarlardan bilgi çalmak için yerleştirilen yazılım) kullandıklarını resmi olarak açıkladı. Microsoft ilgili yasalar gereği NSA, FBI, CIA gibi kurumlara yardımcı olmak zorunda, bazı açıklar özellikle kapatılmamakta. Tabii bu gibi açıkları biz tespit ettiğimiz zaman o zaman işleri çok zorlaşmakta. Çünkü açıkları bizim kullanmamız onlara karşı operasyon yapmamız riskini meydana getirmekte ve bu onların bir hayli canlarını sıkmakta.

İlgili kapatılmayan açık (yaklaşık 5 senedir!) şu anda $50,000’a satılmakta. Kişisel olarak kapatılmayacağına inanmaktayım.
FBI İÇİN GİZLİ KOD EKLEDİ

PGP şirketinin ABD hükümeti baskısı ile PGP v2.0’dan sonra FBI tarafından şifrelenmiş verileri açığa çıkarmak için kodlarına gizli bir kod eklemeye mecbur bırakıldığı resmi açıklamayı 1997’de yaptığı düşünülürse ki o senelerde PGP çok ünlü  bir şirket değildi ve çok kişi kullanmıyordu, Microsoft gibi bir her bilgisayarda yazılımı kullanılan ABD şirketinin FBI’a böyle bir hizmet sunması kimse tarafından yadırganmamalıdır.
ORTADOĞU’DAKİ ŞİFRELİ VERİ ABD’NİN ELİNDE

Birçok kişiden soru alıyorum, bu tip bilgileri nasıl temin ettiğimiz yönünde, belki siz de merak ediyorsunuz. Gerçek o kadar göz önünde ki, her şey resmen açık istihbarat seklinde. Parçaları birleştirme gücüne sahip ve araştırmaya meraklı herkes görebiliyor. Örneğin ABD Irak’a girdiğinde bir ABD Generalinin açıklaması vardı. ‘Biz bu bölge de tüm veri iletişimini izliyoruz ve bilinen tüm encryption algoritmalarını 10 dakika içerisinde kırabilecek gücümüz var’ şeklindeydi.

Tabii herkes o sırada başka islerle ilgilendiğinden bu gözden kaçtı. Oysaki biz bu açıklamadan sonra yaklaşık 6 ay gece gündüz SSL ve Https algoritmalarını (her ikisi de public/secret key algoritmaları) nasıl kırdıklarını araştırma ile geçirdik. Ben bunu bulup çok uzun bir makale yayınladım. Gerekli altyapıyı kurmanın 13-15 milyon dolar gibi bir maliyeti var. Bu maliyete katlanılıp 5-6 ay gibi bir surede tüm olası public/secret key algoritmasının nasıl neredeyse REAL TIME olarak kırılabileceğini teorik olarak bu işte uzman olan kişilere ispat ettim. Bu algoritmanın önemini size şöyle söyleyeyim, dünyadaki tüm bankalar, şifrelemenin üst düzey önemli olduğu bilgi servisleri, gizli servisler, askeri birimler vs. bu algoritmayı kullanmaktadırlar.  Zaten olaya hiç teknik bilgiye sahip olmayan bir insan olarak bakarsak dahi her şeyi net olarak görebiliriz ama sorun acaba bakmayı biliyor muyuz?”

Çağatay Evyapan (ChaO), cezaevine girdikten sonra bir mektup göndermişti.  8 Eylül 2009 tarihli yazdığım mektuba cevaben,  Evyapan FBI’ın verdiği bilgileri 5. Kol hareketi olarak değerlendiriyordu; “(…)Ben sizin kime ne sorular sorup, ne cevaplar aldığınızı bilmiyorum ama kısa mektubunuz bana birçok şey anlatmaya yetti. Hikayenin bir kısmının biraz muğlak olduğunu yazmışsınız. Eğer ‘hikayenin bir kısmı, biraz muğlak’ ise, siz tamamen yanlış yönlendirilmişsiniz demektir. FBI bir polis teşkilatı değildir. Yetkileri itibari ile uluslar arası operasyon kabiliyetine sahip bir istihbarat kuruluşudur. Dolayısı ile Sensei (yazarın notu: operasyonu yürüten FBI Ajanı Keith Mularski’nin takma adı) ve ekibinden alacağınız her cevap, onların 5. kol hareketlerini desteklemesi ve tabii ki soru soranın kendi amacını da desteklemesi sağlanarak verilir. Bu da başlı başına bir 5. kol hareketidir.(…)”

FBI AJANI: TÜRK POLİSİ İLE ÇALIŞTIK

DarkMarket’e sızan FBI ajanının adı Keith Mularski idi… Master Spylntr (Sensei) takma adıyla DarkMarket’te yöneticiliğe kadar yükselmişti. Ona DarkMarket’te Sensei diyorlardı.

Keith Mularski’yle yapılan röportajdan bir kısmı şöyle;

“Türk polisiyle nasıl bir işbirliği yaptınız? Türk polisine ne tür bilgiler verdiniz?

Bizim Türk Polisi KOM ile etkileşimimiz mükemmeldi. KOM (Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele) çok profesyonel ve son derece kolay işbirliği yapılabilir… Sonuç olarak onlarla çalışmış olmaktan sonra derece memnundum.

Ocak 2008 yılında KOM’dan bir müfettiş, benim FBI birimime özel göreve verildi Pittsburgh’da… Aynı zamanda KOM müfettişini operasyon hakkında bilgilendirdim ve birlikte ChaO’nun faaliyetleri konusunda incelemeler yaptık. Bu üç aylık kurs boyunca ChaO hakkında Türkiye’de açılabilecek bir soruşturma için kanıt ortaya çıkarmaya çalıştık.”

Soruşturmanın Savcısı Cüneyt Şaylı ile Kadıköy Adliyesi’nde yapılan yüz yüze görüşmede, operasyona dışarıdan destek verilmediği söylenmişti. Operasyonu İstanbul Bilişim Suçları ve Sistemleri Şube Müdürlüğü yürütmüştü.

FBI Ajanı Keith Mularski’nin bahsettiği KOM Müfettişi 2008 yılında KOM Daire Başkanlığı Bilişim Suçları ve Sistemleri Şube Müdürlüğü’nde Emniyet Amiri olarak görev yapan Bilal Şen’di.

 

 

Ufak bir değişiklik

Şu sıralar Hacker Mert Ortaçsabah erken kalkan benim siteyi hackliyor. Her işte hayır vardır derler, ben de bunu fırsat bilim temayı değiştirdim. Bir de kitap işine bi daha bakayım dedim.

Ama hepsinden önce benim siteyi çökertip zihinsel mastürbasyon yapanlara iki çift lafım var… Bak kardeşim, benim site ultra güvenlikli, asla hacklenmez bir site olmadığı gibi böyle bir iddiası da yok. Bu siteyi çökertmek sana kişisel tatminin dışında hiçbir şey kazandırmaz. Siteye yapılan her saldırıda ‘iyi dileklerimi’ iletiyorum! Aklında bulunsun…

Polis-gazeteci ilişkisi: Boruotu Cinayeti

Barış Soydan - Boruotu CinayetiBarış Soydan’ın kaleme aldığı Boruotu Cinayeti, büyük bir gazetenin yazı işlerinde çalışan kahramanımız Ufuk Lodos’un gözünden Türkiye’nin güncel meseleleriyle harmanlanmış basın etiği, adalet, anarşizm gibi kavramlara değiniliyor. Romanın ana eksenini ise polis/adliye haberleri ile gazeteler/gazeteciler arasında kurulan ilişki oluşturuyor. Yüksek egolu yöneticiler, kendisini dev aynasında gören köşe yazarları, menfaat üzerine kurulmuş bir sistem…  İstanbul plazasasındaki bir editörün gözünden taşra muhabirine bakışla süslenen romanda gerçeküstü bir cinayet anlatılıyor.

Taşra muhabirliği yapmış biri olarak kitabı okurken taşra muhabirine haksızlık yapıldığını düşünsem de, yerel gazetede staj yaptığım dönemde yaşadığım bir olay kitabı okurken sık sık aklıma geldi. Bahsedeyim biraz; Profesyonel gazeteciliğe henüz başlamamıştım. Kocaeli’de yerel bir gazetede staj yaparken bir kaza haberi geldi. Gazeteden bir muhabirle beraber olay yerine gittik. Motosikletli polis ekibiyle bir otomobil çarpışmıştı. Ben ne olup bittiğini anlamaya çalışırken bazı gazeteciler aralarında konuşup ‘Polisi suçlu göstermeyelim’ dediler. Olay nasıl olmuştu, kim ışık ihlali yapmıştı? Hiçbir sorunun cevabı yoktu. Tek gerçek ‘polisi suçlu göstermeyelim’di.

Boruotu Cinayeti’nden;
“Evet, toplum yüz yıl öncesine göre daha ileriydi. Peki, daha mı iyiydi? Teröristleri binlerce kilometre uzaktan tespit edip kafalarını uçuran insansız hava araçları geliştirmiştik. Mahkemelere bile ihtiyacımız yoktu artık. Güvenlik algoritmalarının yanılgı payı sıfıra yakındı ne de olsa. Toplum artık adalet, eşitlik, özgürlük değil daha fazla güvenlik istiyordu. Daha hızlı savaş uçakları, daha uzun süre havada kalabilen insansız hava araçları, karanlıkta daha iyi gören kameralar… Anlıyordum Umut’un topluma savaş açma nedenini. O beni anlıyor muydu? Onların kurallarını kabul etmeden kölelerin arasında yaşanamayacağını…”

Kitaba şuradan ulaşabulursuniz: http://www.idefix.com/kitap/boruotu-cinayeti-baris-soydan/tanim.asp?sid=DCJOZRKXUC6C3WL023FG

Gözden kaçan bir bilgi

gp_284746[1]DarkMarket operasyonunun Türkiye ayağını ve sanal dünyanın suçlularının hikayesinin yer aldığı yazı dizisini kitap haline getirmeyi düşündüğümü söylemiş olsam da bu konuda yeterli motivasyonu bir türlü bulamadım.

En son sitede yayınladığım bir yazıda, hikayeyi kitaplaştırmak için elinde belge, bilgi olan okuyuculardan yardım istemiştim ancak birkaç kişi dışında dönüş yapan olmayınca, ki onlar da konu hakkında bilgi sahibi değildi, yine işi askıya aldım.

LORD CYRIC KARMAŞASI

Bu arada hikaye üzerinde ufak bir çalışmam oldu. Ancak şimdilik bu kenarda dursun. Yeri gelmişken Misha Glenny’nin Kara Para’sını da tekrar okudum. Olayın Türkiye tarafının büyük bir kısmı kurmaca hikayeler ve güvenilmez kaynaklardan alınan bilgelerle dolu. Kitap içindeki mantık hatalarını saymayacağım bile. Gerçi bu, ‘kedi ulaşamadığı ciğere pis der’ gibi oldu ama sıkı takip ettiğim bir hikaye var ortada. Daha önce bazı eleştirileri Dark Market’in eksik yanları başlığında yazmıştım. Gerçi, ben burada Lord Cyric’in Maydın olabileceği imasında bulunmuştum ancak, konuyu tekrar gözden geçirince bunun pek mümkün olmadığını anladım. Ya kitaptaki Lord Cyric hikayesi doğru değil ya da benim bilgi aldığım kaynaklar bu konuda gerçekleri açıklamamayı tercih etti.

‘CHAO’NUN GÜVENLİĞİNİ ASKERLER SAĞLIYORDU’

chaoYine kitapta ilk okuduğumda gözümden kaçan bir ifadeyi fark ettim, ki bu bence çok önemli; Misha Glenny’nin ‘Kara Para: Dünün Hackerları Bugünün Mafyaları’ (Dark Market) kitabının 303’ncü sayfasında ‘Operasyon tam beş ay sürmüştü çünkü Bilal her gün azar azar kanıt topluyordu. Çağatay’ın yakınlarının çok fazla olmadığı ve güvenliğini askerlerin sağladığını ortaya çıkardı.’ demiş. Eğer bu bilgi doğruysa aslında hikaye çok daha farklı yerlere gider.

OPERASYONUN TÜRKİYE AYAĞI

Dark Market operasyonunda FBI ve Gizli Servis’in ayrı ayrı çalıştığı yine kitapta yer alan bilgiler arasında. Türkiye’de FBI ile çalışan ise Ankara Bilişim Suçları ve Sistemleri Şube Müdürü Bilal Ş… Hikayede onun çalışmalarına ilişkin çok fazla veri yok. Kendisiyle görüştüğümde bilgi vermemeyi tercih etmişti. İstanbul Bilişim Suçları da konuyu takip ediyordu, koordineli bir takip miydi yoksa ABD’deki gibi birbirlerinden bağımsız mı çalıştılar bilemiyorum. Olayın sıcak anında edindiğim izlenim koordineli değillerdi ya da koordineli görünmemeyi bilinçli olarak tercih etmişlerdi.

Bu konunun kredi kartı dolandırıcılığına indirilmesi olayı basitleştirmek olabilir. Son günlerde ortaya çıkan dinleme, izleme bilgileri Edward Snowden’ın ifşaatlarıyla birlikte dijital dünyeda yaşananlar daha büyük ilgiyi hak ediyor.

Şimdi ben bu konuyu araştırsam, zaman ve emek harcasam, hazırlayacağım kitabı e-kitap olarak yayınlayacağım. E konuyla ilgilenenlerin çoğu zaten dijital konularda uzman, e-kitabı satın almak yerine beleş indirip okuyacaksınız. Şimdilik yazı dizisiyle idare edin…

 

Ziyaretçilerden ricamdır…

Hacker Mert Ortaç

 

Onurlu Hırsızlar yazı dizisini kitap haline getirmek istiyorum. Bu konuda bilgisi olan arkadaşlar benimle irtibata geçerse sevinirim.

Bloğumun ziyaretçi trafiğinde fark edilir artışın neye bağlı olduğunu araştırırken, ‘Mert Ortaç’ aramalarının arttığını gördüm. ‘Acaba ne oldu?’ diyerek bir de ben arattım. Bir mankenle ilgili fotoğraflar ve iddialar nedeniyle ‘Mert Ortaç’ı merak edenler benim siteye de uğramış.

Mert Ortaç’ın kahramanlarından olduğu DarkMarket operasyonunu anlattığım Onurlu Hırsızlar yazı dizisini, dizinin başında da belirttiğim gibi, kitaplaştırmak istiyordum. İnternet üzerinden bana ulaşan bir arkadaş, ‘Neden e-kitap olarak yayınlamıyorsun?’ deyince bu konuya tekrar eğilmeye karar verdim.

BU KONULARDA BİLGİSİ OLANLARDAN RİCA…

Şimdi bu satırları okuyanlardan bir ricam olacak; DarkMarket, ChaO, kredi kartı kopyalama ve bu konularda bilgisi olan arkadaşların bu bilgileri benimle paylaşmasını rica edeceğim.

MAKSİK KONUSU

Özellikle vakti zamanında, Maksik’in yakalanmasıyla ilgili önemli bilgiler veren ve görüntü paylaşacağını söyleyen arkadaşa daha sonra ulaşamadım. Eğer kendisi burayı okuyorsa tekrar iletişim kurmasını rica ederim.

Kitaba isim önerilerine de açığım…

Bana ihsan.aydn ( ) gmail adresinden ulaşabilirsiniz.

Taciz haberi verirken bir kez daha düşünün!

Çocuklara yönelik taciz haberlerinde artış var. Bir süredir medyada bu konuda oldukça detaylı haberler yer alıyor. Geçen bir yayın organı çocukların istismardan nasıl korunması gerektiğini ve medyanın üzerine düşen sorumlulukları haber yapmış. Ama kullandığı fotoğraf yarı çıplak bir çocuk fotoğrafı. Geçmişte de bu tür durumlarla karşılaştığımız oluyordu. Haberciler için bu konuda kılavuz niteliğinde bir yazı var. Medya dünyasındaki arkadaşların bu konuda daha fazla hassasiyet göstermesi gerekiyor.

 

Uzman Pedagog ve Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi Adem Güneş, çocuk tacizi-tecavüzü haberlerinde duygusal bir dil, fotoğraf ve ayrıntı verilmemesi gerektiğini söyledi.
Çocuk tacizi haberleri diğer haberlere benzemez. Eğer haberin verilişinde birtakım pedagojik prensipler gözden kaçırılırsa, kaş yapayım derken göz çıkarılabilir. Taciz olayları bir kar topu efektine dönüşme riski taşır.
Haberleri verirken ve okurken şu hususlara dikkat edilmeli:
1- Taciz haberleri ayrıntısı ile verilmemeli. Neden?
Bunun birkaç nedeni var. En önemli nedeni, böylesi haberlerin bu işe meyilli kişileri tahrik etmesidir. Zira bu haberleri sadece ruhen sağlıklı kişiler değil; aynı zamanda suça meyilli insanlar da takip etmektedir. Bir taciz olayının en ince detayına kadar veriliyor olması, haberi okuyan tacizcinin haberden haz almasına neden olur. Bir olayın hemen ardından birçok ilde benzer olayların olmasının altında bu gerçek vardır. Haberlerdeki detay, anne-babaların kaygı düzeyinin yükselmesine neden olur. Kaygı düzeyi yükselen ebeveynler, çocukları tehlikelerden korumak için akılcı tedbirler yerine, duygusal ve panik halinde önlemlere başvurur. Bu durum çocuklarda kaygı bozukluğuna ve çocuğun sosyal çevreden korkmasına yol açar.
2- Çocuk tacizi haberlerinde mağdur veya mağdurenin resmi yayınlanmamalı. Neden?
Pedagojik açıdan bakıldığında fotoğraf yayınlamanın sadece etik açıdan sorun olması değil, aynı zamanda yayınlanan fotoğrafın yeni tacizlere zemin hazırlayacağının da bilinmesi gerekir. Zira haberi takip eden anne-babalar mağdur olmuş çocuğa şefkat ve merhametle bakıyor olmalarına rağmen, tacizcileri çocuğun kendi duygularının tatmini olarak izlerler. Yaşanan bir taciz olayında sadece çocuk değil; annesi, babası, kardeşleri ve yakınları da mağdur olur. Hiçbir kişi kendi kardeşinin taciz haberini, resmini ve detayları gazetelerde görmek istemez. Böylesi bir durum o aile üzerinde ciddi bir psikolojik yıkımı beraberinde getirir.
3- Haberlerde duygusal ifadeler yerine objektif kelimeler kullanılmalı. Neden?
Bu tür haberlerde kullanılan duygusal dil, olayı yaşamış kişilerin rehabilitasyonuna ciddi darbe vurur. Yıllar önce yaşadığı bir olayın psikolojik yıkımını üzerinden atmak üzere pedagog ile görüşen bir kişi, art arda yayınlanan haberlerden ötürü rehabilitasyonunu durdurabilir. Uzman kişi, rehabilite etmeye çalıştığı mağdur veya mağdureye yaşadığı olaydan dolayı kaybettiği güven duygusunu yeniden kazandırmaya çalışırken, kişinin topluma olan güveninin ha bire yıkılıyor olması bu süreci sıkıntıya sokar. Kişi yaşadığı toplumdan nefret eder hale gelebilir. Haber, sadece haber olarak ve toplumsal bilinçlenme ve dikkat kesilme adına verilmelidir.
4- Suçlunun nasıl yakalandığı detaylandırılmamalı.
Olayın failinin nasıl yakalandığı, diğer tacizciler tarafından bilinirse aynı hatayı yapmamak üzere o haberden tecrübe kazanmış olurlar.
5- Tacizcinin görüntüleri medyada yer almamalı.
Medyada yer alan tacizci fotoğrafları aynı fiziksel özelliklere benzeyen kişileri ve o kişilerin etrafındaki aileleri tetikler. Ortada hiçbir sebep yokken, birçok kişi yayınlanan fotoğraflardan dolayı mağdur olabilir. Fotoğrafı kendi babasına, amcasına veya akrabasına benzeten çocuklar böylesi bir benzerlikten dolayı duygu dünyalarında ciddi kırıklıklar ve korkular yaşayabilirler.
6- Taciz haberleri mutlaka verilmelidir. Neden?
Yukarıdaki pedagojik şartların yerine getirilmiş olması şartı ile taciz haberleri medyada mutlaka yer almalıdır. Zira tacizin tabu olduğu toplumlarda tacizcilerin cesaret aldığı bilinen bir gerçektir. Taciz olaylarının objektif olarak medyada yer alması, konunun gündemde kalmasına neden olacağından, sivil toplum örgütleri ve toplumun her katmanı konuya karşı duyarlıklarını kaybetmeyecektir.

KAYNAK: HABER7

Haşhaşiler kimdir?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Ocak tarihli AK Parti grup konuşmasında bahsettiği Haşhaşiler, Ezel adlı diziyle popüler kültüre girmişti. Tuncel Kurtiz’in canlandırdığı Ramiz Dayı karakteri zaman zaman Haşhaşhilerin kurucusu Hasan Sabbah’tan sözler aktardığı dizi sonrası, gündemden düşen yapılanma Başbakan Erdoğan’la  tekrar merak konusu oldu.

 

 

fft81_mf1913433

Sünni İslam’a karşı dini bir yapılanma olan ve İsmaili tarikatı şeklinde adlandırılan Haşhaşilerle ilgili temel bilgilere şuradan ulaşabilirsiniz: 

 

Tarikat, örgüt, devlet ya da yapılanma… Farklı kaynaklarda farklı şekilde adlandırılan Haşhaşilerin kurucusu ve fikir babası Hassan Sabbah’tır. Hasan Sabbah, Emir Zerrab’la tanıştıktan sonra İsmaili’lik öğretisini benimsemiştir. (Bir Zerrab da burada çıktı karşımıza)

 

Hasan Sabbah’ın sistemi, takkiyecilik (kendini gizleme, farklı davranma) üzerine kurulmuş; dai’ler (fikirleri yaymak için öğreticiler) ve fedailerden oluşuyordu. Fedailer dai’lerden seçilip, amaç uğruna gözünü kırpmadan ölümü göze alan kişilerdi.

 

Temelde Sünni İslam’a ve dönemin güçlü devleti olan Selçuklulara karşı oluşan bu yapılanmada fedailer hedef devlet içine sızarak kendilerini belli etmeden uzun süre, devlet içnide bulunup vakti geldiğinde de devlet görevlilerine suikastlar gerçekleştiriyordu. Haşhaşilerde suikast hançerle yapılıp, suikastı yapan kendini gizlemez ve ideolojisini anlatırdı. Suikastçı ölümü göze aldığı için suikastları kalabalık içinde halkın çok olduğu yerlerde gerçekleştirirdi.

 

Bazı kaynaklarda suikastçının sağ kalmasının ayıplandığı bilgileri yer alıyor.

 

Hasan Sabbah’ın fedaileri nasıl ikna ettiğine dair bazı kaynaklarda yer alan bilgiler ise şöyle; Hasan Sabbah’ın yaşadığı Alamut kalesinin bahçeleri cennet tasvirindeki çeşit çeşit meyveler, ırmaklardan oluşur; bahçelerde güzel kızlar dolaşırmış. Kişiye içirilen ve formülü Hasan Sabbah tarafından hazırlanan bir iksirle kişi kendisini cennette sanır ve buraya ulaşmak için emre kayıtsız itaat edermiş. Bu iksirin içinde haşhaş olduğu idda edilmekte. Haşhaşi sözünün buradan geldiği ve İngilizcede suikastçı anlamına gelen ‘assasian’ın kelime kökünün Haşhaşi olduğu bilinmektedir.

Başbakan Erdoğan’ın 14 Ocak tarihli konuşmasının tamamını buradan izleyebilirsiniz. 

Not: Bilgiler çeşitli internet sitelerinden derlenmiştir.

İhsan Aydın

Sadun Özkaya’ya 3 bin 123 yıl hapis

Sadun Özkaya

Kredi kartı ve banka kartı kopyalama suçundan birçok kez yakalanan ve son olarak da internet üzerinden uyuşturucu sattığı iddiasıyla göz altın alınan Sadun Özkaya 2006’da göz altına alındığı davaya ilişkin kararla 3 bin 123 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Sadun Özkaya 2008’de de yine kredi kartı ve banka kartı dolandırıcılığıyla ilgili göz altına alınmıştı.

DHA’dan Aziz Özen imzalı haber şöyle: İSTANBUL, İzmir ve Antalya’da 1247 kişinin banka kartlarını kopyalayan çete üyeleriyle ilgili dava karara bağlandı. İstanbul Adalet Sarayı’ndaki davada,  çetenin elebaşısı Ferhat Çelik, her bir mağdur için 3 yıl olmak üzere toplamda 3 bin 752 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkemede cezada indirim de uygulamadı. Sanık Sadun Özkaya’ya ise toplamda 3 bin 123 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Aziz ÖZEN/İSTANBUL

ABD’nin dünyayı izlediği bilgisi yeni değil

CIA ajanı Edward Snowden’in

Eski CIA ajanı Edward Snowden’in yaptığı ifşaatla dünya, ABD’nin dünyayı takip ettiğini fark etti. Bilindiği gibi Snowden, NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı) tarafından dünya çapında yürütülen dinleme ve istihbarat çalışmaları hakkında The Guardian ve The Washington Post gazetelerine açıklamalarda bulunmuştu. Bilgisayarların takip edildiği, epostaların izlendiği, telefonların dinlendiği gibi bilgileri içeren ifşaat sonrası eski ajan memleketini terk etmek zorunda kaldı.

Aslında, ABD geçmişten günümüze filmler, diziler, kitaplarla bu bilgiyi normalleştirmiş ve herkes ABD’nin zaten bunu yaptığını kabullenmişti. Yani

sıradan vatandaş ‘Bu yeni bir şey değil ki!’ diyordu.

Aslında evet, bu bilgi yeni değil. Bunu 2008 yılında FBI’ın yürüttüğü DarkMarket operasyonunda tutuklanan Türk hacker ChaO (Çağatay Evyapan), tutuklanmadan önce verdiği röportajda söylemişti. Hatta, NSA ve diğer kurumlar için bilgisayar sistemlerinde bırakılan açıkları keşfeden hackerların, bu açıkları 50 bin dolar karşılığı sattığını dile getirmişti. ChaO’yla mail üzerinden yaptığım görüşmede verdiği bilgi şöyleydi; “FBI geçen sene sonu ve bu sene başında (2007-2008), kendilerinin online suçlarla mücadele için başkalarının bilgisayarlarını ele geçirmek için detect (belirlenemeyen) edilemeyen Trojan (Bilgisayarlardan bilgi çalmak için yerleştirilen yazılım) kullandıklarını resmi olarak açıkladı. Microsoft ilgili yasalar gereği NSA, FBI, CIA gibi kurumlara yardımcı olmak zorunda, bazı açıklar özellikle kapatılmamakta. Tabii bu gibi açıkları biz tespit ettiğimiz zaman o zaman işleri çok zorlaşmakta. Çünkü açıkları bizim kullanmamız onlara karşı operasyon yapmamız riskini meydana getirmekte ve bu onların bir hayli canlarını sıkmakta. İlgili kapatılmayan açık (yaklaşık 5 senedir!) şu anda $50,000′a satılmakta. Kişisel olarak kapatılmayacağına inanmaktayım.

 

Chao’nun yakalanmadan önce verdiği röportajda bahsettiği konuyla ilgili buradan bilgi alabilirsiniz:http://ihsanaydin.net/onurlu-hirsizlar-7-darkmarkette-neler-oluyor/

‘Maalesef bir süre daha eşit yaşayacağız’

star_2

Gezi Parkı eylemlerinin iyi niyetle başlamıştı. Doğayı koruma adına başlayan tepkiye yaşam biçimlerine müdahale edildiğini düşünen insanlar eklendi. İyi niyetli ve demokrasi sınırları içinde başlayan bu tepkiye yönelik polisin sert müdahalesi toplumun tepkisini çekti ve olaylar büyüdü.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ‘mesaj alındı’ dedi. Başbakan Vekili Bülent Arınç’ın, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun yaşananlardan dolayı pek mutlu olmadığını gördük. Ancak bir türlü Başbakan Erdoğan tavrından taviz vermedi. Hep ‘neden bu kadar sert bir tutum sergileniyor? Başbakan neden balkon konuşmasındaki gibi kucaklayıcı bir konuşma yapmıyor’ soruları soruldu. Başbakan bu üslupla oylarının arttığını biliyordu. Bazı seçmenler, başbakanın tavizsiz tavrı, sert tutumu nedeniyle  seçimlerde AK Parti’ye oy vereceklerini söylemeye başladılar. Oy arttırmak için Başbakan’ın sert bir tutum izleyeceğine ihtimal verilmese de, tavizsiz tutumun başka bir mantıklı açıklaması yoktu. Bu teori konuşulmaya başlayınca ‘oy arttırmak için’ kanaati oluştu.

Ancak Salı günü yapılan grup konuşmalarında Erdoğan, ‘Bir yakınımın gelinini yerlerde süründürdüler’ dedi. İlk başlarda karşı propaganda olarak görünen ve mizah konusu yapılan ‘Bir kadının dövüp yerlerde süründürmüşler. Üzerine idrarlarını yapmışlar’ iddialarının aslında gerçek olduğu ortaya çıktı. Önce Yeni Şafak’tan Abdülkadir Selvi ardından Star’dan Elif Çakır yazdı ve Radikal haber yaptı. Yazılanları okuyan vicdan sahibi her insanın tüyleri diken diken olmuştur. Ancak burada altı çizilmesi gereken nokta, yapılan bu saldırının eylemcilerin bir kesiminin zihin yapısının

anlaşılmasına yönelikti. Başörtülü olduğu için 6 aylık bebeğiyle sokaktaki bir kadını tartaklamak, hakaretler etmek, ‘devrim yaptık, Tayyip’i asacağız’ demek karşı tarafta nasıl okunur? Başbakan Erdoğan olayların ilk günlerinde bu olayı öğrendikten sonra tavizsiz bir tutum içine girdi. Bu konuyu Cumhurbaşkanı ya da kabineyle paylaşmadı. Uzlaşı mesajları verenlere bu görüntüleri (MOBESE görüntülerinin olduğu söyleniyor) izlettirdi. Zaten bu konuşmanın ardından Vali de, Cumhurbaşkanı da tavrını değiştirdi. Bu olaya ‘münferit’ diyebilirsiniz. Ancak çevremdeki insanlar ve sosyal medyadan duyduklarım ‘münferit’ten biraz fazla olduğunu gösteriyor.

 

Endişeli bir kesimin iyi niyetli başlayan ve polisin orantısız güç kullanarak müdahale etmesiyle büyüyen olaylar bana göre meşrutiyetini kaybetti. Elbette ki bu, yaşam tarzına müdahale edildiğini düşünen endişeli kesimin taleplerinin dikkate alınmaması gerektiği sonucu çıkarılmamalı ancak, ‘iktidarı ele geçirdiğinde kendisinden olmayanı asıp kesmeyi düşünen’ bir kesimin fırsat bulduğu anda çok daha fazla şeyler yapabileceğini öğrendik.

Başörtülü bir arkadaş, ‘Maalesef bir süre daha eşit olacağız’ diye yazmıştı. Sanırım bu cümle durumu özetliyor.

Daha demokrasiyi öğrenememişiz.
Hadi dağılıp biraz düşünelim…